Pazartesi, 19 Ağustos 2013 11:20MURAT NEHRİ’NE DOĞRU BİR AĞRI

MURAT NEHRİ’NE DOĞRU BİR AĞRI

Işık daima doğudan yükselir hiç şüphesiz. Birçok felsefenin, ilimin, bilimin kaynağı da doğunun ta kendisidir. Bu sebeplerle ve topraklarımın doğu olması sebebiyle bunca yaşamımda görmediğim memleketim Ağrı ve civarını görmek  şart olmuştu. Ramazan Bayramı tatilimizi doğunun sarı ve sonsuz güzellikteki topraklarında, özlerimi hissederek geçirdim. Biraz anlatayım… Yolculuğumuzu Erzincan, Erzurum üzerinden gerçekleştirmeye başladık. Doğu’nun Paris’i diye birçok kentin ismini söylerler ancak kanımca Paris güzellemesini hakedenlerin başında Erzincan geliyor. Erzincan yemyeşil caddeleri, şelaleleri, suya doyan dağlıkları ve aydın insanlarıyla gerçekten bir cennet. Yolu düşenlerin ve hatta düşmeyenlerin Yeşil Erzincan’ı yaşamlarında bir kez görmelerini tavsiye ederim. Erzincan’dan yolumuz dadaşların memleketi Erzurum’a uzanıyor. Yeni Erzurum tarafından Palandöken’deki otelimize yerleşiyoruz. Palandöken Erciyes’imiz kadar yakışıklı bir dağ olmasa da tesisleri ve kış (kar-kayak) turizmi için var olan alt yapısıyla kendine hayran bıraktırıyor. Palandöken’de gezerken Erciyes Dağı’na yapılan yatırımların da geri dönüşümlerinin çok iyi olmasını içimden geçiriyorum. Erzurum Cumhuriyetin en eski ve en önemli kentlerinden biri olmasına karşılık, karışık şehir düzeni, eskinin tam ortasındaki çirkin binalarıyla hayalimden uzakta bir fotoğraf veriyor. Buna karşın Erzurum’u gezmek isteyenlere Milli Mücadele’de izlenecek yol için bir mihenk noktası olan ve  ‘Manda ve Himaye Kabul Olunamaz’ başta olmak üzere birçok önemli kararın alındığı Kongre Binasını, Çifte Minareli Medrese’yi, Taş  Mağazalar’ı görmeleri ve Erzurum Çağ-Oltu Kebabı ile kadayıf dolmalarının tadına bakmalarını öneririm. Erzurum sonrası yolumuz durak noktamız ve varmak istediğimiz esas yer olan Ağrı Dağı’nın eteklerine uzanıyor. Ve çok güzel bir karayolu ile Ağrı Dağı’nın eteklerindeki memleketime varıyoruz. Ağrı bizi İbrahim Çeçen Ağrı Üniversitesi ile karşılıyor. Yeni ve güzel bir üniversite olması mutluluk veriyor. Ağrı’ya gitmeden önce doğruyu söylemeliyim ki köhne  bir yer ile karşılaşacağımızı düşünüyordum. Oysaki Ağrı yeni ve modern bir şehir havasında beni mahcup ederek ‘Hoş geldin’ diyor ve buyur ediyor. Otelimiz şehrin girişinde yeni açılan Grand Cenas Otel. Sahipleri dedemin akrabaları olan bu insanlar bizi gerçekten ‘evimizde’ hissettiriyorlar. Ağrı’daki ilk günümüzde şehre 6 km uzaklıktaki köyümüz Yoncalı’ya gidiyoruz. Yoncalı Köyü ziyaretimiz öncesinde de babaannemin babası başta olmak üzere öteki dünyaya göç eden tüm aile büyüklerimizin mezar ziyaretlerini yapıp, ailenin 7 yaşından 13 yaşına kadar olan miniklerine büyüklerimizi tanıtıyoruz. Yoncalı Köyü… Köyün girişindeki ilk ev büyük dedemiz  Ali Osman ve onların çocuklarının yani bizim evimiz ‘otağımız’. Ali Osman Dede’nin mezarı da uçsuz bucaksız ovaya ve Murat Nehri’ne bakacak şekilde evimizin dibinde yer alıyor. Babam ile evden çıkıp Murat Nehri’nin kenarına yürüyoruz. Sessizliğin sesi var mıdır deseniz, Murat’ın kenarında ve uçsuz bucaksız kırda sessizliğin huzur verici sesini duyduğumu söyleyebilirim. Ve şu anda burada bu yazıyı yazarken özlem içinde kendimi orada hissediyorum. Vatan demenin ne demek olduğunu anlamayanlar için  Allah o yürekleri benim bu hissiyatım ile doldursun demeden de geçmek istemiyorum. Günümüz köyün içini gezerek, köyün çocukları ile bayramlaşarak ve bolca fotoğraf çekerek geçiyor. Ertesi gün Ağrı Dağı’nı farklı ve güzel bir cepheden görmek için yaylaları aşıyor ve Balık Gölü’ne geliyoruz. Burada gezginler ve fotoğrafçılar için şahane fotoğraf kareleri ve keşiflerin olduğunu söyleyebilirim. Doğu’ya terör sebebiyle gitmekten çekinenleriniz varsa, bizzat deneyimlemiş biri olarak bu anlamda bir sıkıntı yaşamayacağınızı da söylemeliyim. Ağrı Dağı, Erciyes’imiz gibi şehrin içinden gözükebilen bir dağ değil. Dağın en güzel görünümü yaklaşık 100 km. uzaklıktaki Doğubeyazıt’tan yakalanmakta. Hem bu sebeple, hem İran sınır kapısını ve dünyanın ikinci büyük meteor çukurunu görmek üzere Doğubeyazıt’a gidiyoruz. Doğubeyazıt  Ağrı’ya nazaran daha karışık ve düzensiz bir yer. Ancak dağı görmek için geldiğimiz Doğubeyazıt Poyraz sebebiyle dağın zirvesini görmemizi pek istemiyor. Ve biz de sebeple  Ağrı Dağı’nı bu açıdan istediğimiz şekilde görüp fotoğraflayamıyoruz. Şimdiki istikametimiz Doğubeyazıt’la özdeşleşen İshak Paşa Sarayı. İshak Paşa Sarayı,  Doğubayazıt'ın 5 kilometre uzağında bulunan bey kalesi. 1784 yılında Çıldıroğulları beyi İshak Paşa tarafından yaptırılan saray 116 odası, türbe, cami, surlar, iç ve dış avlular, divan ve harem salonları, koğuşları ile gerçekten etkileyici şekilde bizi karşılıyor. Anlatılanlara göre döneminde Osmanlı Saltanatı tarafından bile kıskanılan bu sarayın yapımında binlerce yumurta harç olarak kullanılmış hatta bölgede bir dönem bu sebeple yumurta bulunamazmış. İshak Paşa’nın gezimi ve fotoğraflanmasının ardından Doğubeyazıt içinde biraz alışveriş edip yöre yemeklerimizi yemek için merkeze geri dönüyoruz. Bu taraflara yolunuzu düşürdüğünüz vakit Ağrı’nın ünlü Abdigor köftesini muhakkak tatmanızı da tavsiye ederim. Abdigor köftenin öncesinde doğu bölgelerde yetişen Çiriş  otundan yapılmış olan kremalı çiriş çorbamızı içiyoruz. Bu lezzetleri hakikaten ancak bu taraflara geldiğiniz vakit tadabilirsiniz. Biz bu yemekleri Doğubeyazıt Ertur Butik Otel’in güzel sunumuyla tadarken amcam Erdal tarafından da ünlü Ağrı Dağı Efsanesi hikayesi de kulaklarımıza çalınıyor*.  Tadı damağımızda yemeklerimiz sonrası Doğubeyazıt keşfimizi bitirip yeniden köyümüzün yeşil mavi güzelliği içinde geçirmek için Yoncalı’ya dönüyoruz.

Şimdi sorsanız yirmi yıllık bir sürenin sonunda yarım Kayseri’li olduğumuz bir gerçek. Ancak yine de toprağımın kokusunu almak, havasını solumak bir başka geldi tüm ailemize ve elbetteki bana.Güzel ve unutulmaz hatıralarla geçirdiğimiz bu tatil; bizden sonraki kuşaklara geçmişimizi anlatma, ceddimizi tanıtma gerekliliği ve önemini bir kez daha hatırlatıyor.

Hep diyorum ya ceddini bilmeyen, geleceğini kuramıyor canım okuyan…

*Ağrı Dağı Efsanesi, Yaşar Kemal'in destansı romanlarındandır. İlk basımı 1970'de yapılmıştır. Roman Ağrı Dağı'nda bulunan dağ köylerinden birinde yaşayan Ahmet ve o dönemde oranın yöneticisi olan Mahmut Han'ın kızı Gülbahar arasındaki aşkı ve bu sevdalıların kavuşmak için yaptıklarını anlatır. Romanda öne çıkan diğer önemli öğeler kaval ve olayların başlamasına sebep olan Mahmut Han'ın güneş simgeli eğeri olan atıdır. Destanın geçtiği dönemde yaşamış halkın kültürüne ve ananelerine yer verilir. Bunların dışında roman anlattığı destansı karakterleri üzerinden insan psikolojisini irdeler.

Feride Hande Gemici

fhandegemici@gmail.com

Ziyaretçi Yorumları
  • yasemin
    tüm yorumlar
    YENİ GÖREVİNDE BAŞARILAR DİLERİM CİĞERİM KARDEŞİM. İŞTE SENİN GÜZELLİĞİN . İŞTE SENİN ASALETİN. İŞTE SEN. SENİN GİBİ BİR İNSANIN VARLIGINDAN HABERLERİ OLMALI. SENİ TANIMAYANLAR BİLMEYENLER......
  • yasemin
    tüm yorumlar
    HANDE cim hani yazmışsınız ya BİR HASRET BİN ÖZLEM...aynen öle işte. hümanın kokusunu özledim. sizin sayeniz de hayatım da geçirdiğim en güzel günlerimi özledim. hani siz asansördeyken bile...
  • tüm yorumlar
  • MERYEM
    tüm yorumlar
    müzik zevklerimiz bir olduğu için arattığım bir şarkıda çıktınız karşıma severek takip ediyor ve dinliyorum. Baktım herkez bişeyler yazmış bende yazayım dedim sevgiler.
  • Derya Aksu Demirezen
    tüm yorumlar
    Yıllar önce dede ve babaannem ermeni soykırımından kaçarak ağrı ya gelmişler. Babam liseye kadar yaşamını ağrı yığnıtepe köyünde geçirmiş. Bizler hala oraları göremedik.Sizin bu yazınızı okuduktan...
  • lerzan kara
    tüm yorumlar
    tatlım az evvel gezerken rastladım sana yazılarını okudum geçirdiğin rahatsızlık neydi bilemiyorum ama inş. tekrar yaşamazsın sevdiğim adamla evliyim demişsin bunada çoook içten sevindim çook...
  • selim altındiş
    tüm yorumlar
    Sevgili Feride Hande; kişisel sayfanın yeni yüzü çok hoşmuş yazılarını sevrek okumaya devam edecez.sevgiler saygılar...
  • Derya Aksu Demirezen
    tüm yorumlar
    Bahtsızım demek kabul edip önüne çıkan fırsatlar varsa bile değerlendirememek, doğru anda doğru hareketi yapamamak, fırsatı görüp değerlendirememek gibi sayamayacağım kadar çok şeye sebep olan...
  • Derya Aksu Demirezen
    tüm yorumlar
    Merhaba; Yazılarınızı çok severek okuyorum. Beni farklı açılardan düşündürtüp, hayata dair yeni pencereler açıyor. Yüreğinize, elinize sağlık. Yeni siteniz de çok güzel olmuş. Hayırlı olsun! Sevgi...
  • meral özkan
    tüm yorumlar
    Güzel kızım, Erdemin, derinliğin, güçlü kişiliğin ve yaşının çok üzerindeki olgunluğun, yazılarına o kadar güzel yansımış ki... Geçmişe dair gönül gezdirdiğim bir ruh hali içinde, başta annen...
  • tüm yorumlar
  • tüm yorumlar